Ufaklığa Merhaba De!

0
541

Ekip yine aynı, Mesut ve Sami Ağabeyler birde ben. Ama nereye gideceğimiz konusunda hiçbir fikrimiz yok. Sami ağabeyin dükkanında toplandık ve nereye gidelim muhabbetti başladı. Uzun suren Muhabbetin ve bolca tüketilen çayların ardından kararımızı verdik. Yalnız buraya daha önceden içimizden hiç birimiz gitmemişti. Konya’daki dostlarımızdan Bekir DOĞDU ile de daha önceden burada gitmek için sözleşmiştik. Hemen Bekir’i aradım ve müsait olup olmadığını sordum. Tamam ağabey gidelim deyince yerimiz kesinleşmiş oldu.

Gece iki gibi Karaman’dan çıktık. Konya’ya yaklaşınca Bekir’i aradık ve buluşma yerinin konumu yolladı. Bekir’i de aldığımızda 3:30 olmuştu. Hesaplarımıza göre sabah suyuna yetişebilecektik.  Yaklaşık 5 saat süren yolculuğun ardından avlağımıza gelmiştik. Gün ağarmıştı ve sabahın soğuğu içimize işliyordu. Titreyen ellerimizle takımlarımızı hazırlarken bir yandan da yol üzerindeki fırından aldığımız tazecik simitleri tıkınıyorduk. Hazırlıklarımızı ve simitlerimi bitirdikten sonra haydi rastgele dedik ve başladık avlanmaya.

Bu dere üzerinde çok büyük alabalık üretim çiftlikleri vardı ve dereye yüzlerce alabalık kaçıyor olmalıydı. İlk başlarda yemlerimize pek iştahlı saldırmayan balıkları ikna etmemiz fazla uzun sürmedi. Farklı renklerdeki boncuk ve hamurlarımızı sonunda beğendirebildik. Birkaç ufaklık almıştık ve yemi midesine kadar indirmemiş olanları tekrar suya bıraktık. Hepimiz derenin farklı yerlerine dağılmıştık. Üretim çiftlikleri derenin suyunu kullana bilmek için bazı yerlerde dereye ikiye üçe bölmüşler. Durum böyle olunca bizlere de yoklanacak çok yer çıkmıştı.

Ben biraz aşağıları inip çıktım ve döndüğümde Mesut Ağabeyin yerde hoplayan sırt çantasını gördüm. Ağabey o ne? Diye sorduğumda çantasını açarak ‘ufaklığa merhaba de’ sözünü hiç unutamıyorum. Balık çok güzeldi hatta harikaydı. Sami ağabeyde yanımıza gelmişti. O da balığı görünce şok oldu. Uzun zamandır kovaladığımız balığı burada bulmuştuk sonunda. Balığı hangimizin çektiğinin hiç önemi yoktu. Önemli olan içimizden birinin bu balığı bulmasıydı. Balıkla hatıra fotoğraflarımızı çekindik ve araçtaki strafora yerleştirdik. Biz balığın sevincini yaşarken Bekir’de geldi. Balığı görünce sevincimize oda ortak oldu.

Bu balıktan sonra hepimiz pis gaza gelmiştik. Zaman kaybetmeden tekrar dereye döndük. Akıntı ile birlikte bizde dereyle akar gibiydik. Derenin sonbahar manzarası ise akıllardan çıkamayacak kadar güzeldi. Sık sık vuruş almamıza rağmen çok az balık alıyorduk. Normalde alabalıklar bu kullandığımız toplara hiç dayanamazlar ama buradakilerde bir gariplik vardı. Yakalayabildiklerimiz ise ya küçüktü yada porsiyonluk boyutlardaydılar.

Sami ağabey ile birlikte iki metrelik bir şelaleye gelmiştik. Oltamı hemen şelalenin bitimine bıraktım. Sağlam bir vuruş aldım ve ardından aksiyon başladı, ben şelalenin üzerindeydim ve bir anda suyun kenarına kadar iniverdim. Balık biraz iriydi ve çok kıvrak hareketleri vardı. Sırt çantamda olan kepçeyi bile çıkartamadım heyecandan. Kullandığım takım ise 1-4gr aksiyonu olan bir kamıştı. Bir anda karar verdim ve balığı kaldırıp atıverdim. Takımın klipsli fırdöndünün oradan koptu. Balık kayaların üzerine düştü be bende elimdeki oltayı atıp balığın üzerine abandım. Tabi bu arada Sami ağabeyin kahkahaları yankılanıyordu. Kısmetimizde varmış ki balığı suya kaçırmadan yakaladım.

Buradan artık geri dönmeye kadar vermiştik. Ama içimden bir ses aşağıları denememi söylüyordu sanki. İçimdeki sese kulak verdim ve aşağılara doğru ilerlemeye başladım. İlerledikçe derenin yapısı değişiyordu ve alabalıklar için harika yaşam alanları vardı. Gözüme kestirdiğim yerleri deneyerek ilerliyordum. Sağlam bir vuruş aldım ve ardından kalama sesleri vızıldamaya başladı. Balığı çekmeye başladım ama sürekli kalama alıyordu. Kalamaya biraz sıktım ve balığa daha çok hakim olmaya başladım. Bir iki gitgelden sonra balık mükemmel bir sıçrayış yaptı ve takımını patlattı. Mesut ağabeyim yakaladığı kadar olmasa da ona yakın bir balıktı. Öylece donakaldım. Biraz zaman geçtikten sonra yeni bir takım bağladım ve denemelere devam ettim. Gelmeyeceğini bildiğim halde oradan bir türlü ayrılamıyordum.

Tam dönmeye karar vermiştim. Çalılıklara sabitlediğim oltam, olduğu yerden fırlayacak gibiydi. Hemen oltamı elime aldım ve balığı çekmeye başladım. Bu balık az önceki kaçırdığım balık değil ama en az onun kadar hırçın bir balıktı. Bol uçuşlu ve aksiyon dolu mücadelenin sonunda balığı kepçeye almayı başardım. Bu ada iri sayılabilecek bir balıktı ve birazda olsa beni tatmin etmişti. Balığı çantamdaki yerine koyarak şelalenin orada bıraktığım Sami ağabeyin yanına dönmeye başladım. Dönüş yolundan da oltamı bir ufaklık ziyaret etti. Kullandığım yeni ağzının ucunda tutan bu balığı suya iade ettim. Şelalenin yanına geldiğimde Sami ağabey yoktu. Yola çıkıp oradan devam etmeye karar verdim. On dakika kadar yürüdükten sonra Sami ağabeyi yakaladım. Biraz yorulmuştu bende burada beklemesini ve aracı alıp onu almaya geleceğimi söyledim. Uzun bir yürüyüşün ardından aracın yanına geldim.

Geldiğime Bekir derenin başında yakaladığı balıkları temizliyordu. Bende biraz dinlendikten sonra Sami ağabeyi almaya gidecektim. Beklerken Mesut ağabeyde gelince dönmeye kadar verdik. Yol üzerinden Sami ağabeyide alarak dönüş yoluna geçtik. Konya’ya uğrayarak Bekir’i bıraktık ve Karaman’a doğru hareket ettik. Normalde bu kadar uzun yol yaptığımızda hepimizin hışı çıkardı. Ama bu av dönüşü çok keyifli oldu. Sami ağabey biraz kestirse de yolun çoğunu uyanık geçirdi.

Sonuç olarak mükemmel bir avı geride bırakarak evlerimize sağ salim gelmiştik. Tabi ki bu avdan en mutlu dönen Mesut ağabeydi. Uzun amandır peşinden koştuğumuz Trofe değerinde harika bir balık yakalamıştı. Bizim için önemli olan o balığı yakalayabilmekti. Kimin yakaladığının hiç önemi yoktu.

CEVAP VER

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.